|
Niyazi Doğan
dogannd@gmail.com
Başlık bir aforizma denemesi değil.
Ama, ilhamını ‘İnsan insanın kurdudur’ aforizmasından alıyor.
Geçtiğimiz Cuma günü gazeteci arkadaşlarımızla birlikte İnönü Üniversitesi’ndeyiz.
Üniversitenin 2010 – 2011 Akademik Yılı açılış törenini takip edeceğiz.
Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi’nde törenin yapıldığı salona gecikmeli giriyoruz. Ama çok şey kaybetmiş değiliz anlaşılan. Güzel Sanatlar Fakültesi’nin müzik dinletisinin sonrasında kürsüye çıkan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik, göreve geldiği 2 yıllık zamanı nasıl değerlendirdiğini, üniversiteyi nereden nereye taşıdığını anlatıyor.
Törenin onur konuğu, Türkiye’nin din eksenli tartışmalarında bilge kişiliği, derin ilahiyat ve felsefe donanımı, filozofik duruşu ile tanınan Prof. Dr. Mehmet Aydın’dı.
Prof. Dr. Aydın 2002’de siyaset dünyasından gelen bir davetle, 52 yıllık akademik kariyerini ve birikimini siyaset kulvarına taşımaya karar verdi. AKP’ye girerek bilim adamı kimliğinin kazanımlarını politik arenaya kanalize etti. Abdullah Gül başbakanlığındaki 58’nci, Recep Tayyip Erdoğan başbakanlığındaki 59. ve mevcut 60. Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinde devlet bakanı olarak görev aldı. Aydın, halen Bilim ve Teknolojiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapıyor.
Akademik yılın en önemli konuklarından biri de Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan’dı. Prof. İnan’ın akademik yılın açılış dersini verecek olması töreni daha anlamlı ve takip edilmesini benim için habercilikten öte yeni bir şeylerin öğrenilmesi bağlamında bir kazanım haline getiriyordu. Çünkü törenden önce biyografisini incelediğim Prof. Umran İnan, yaşamını bilime ve öğrencilerine adamış, kendi alanında dünya literatürüne giren, öğretim üyesini büyük kılan en önemli kriter olan ‘makalelerine atıf yapılması’ bakımından parlak bir kariyere sahip olan bir bilim adamıydı.
Prof. Umran İnan’ın Dünyanın En İyi 500 Üniversitesi Listesi’ni yapan Şanghay Jiao Tong Üniversitesi listesinde Dünyanın En İyi 2. Üniversitesi ve Times Higher Education World University Rankings listesinde Dünyanın En İyi 4. Üniversitesi olarak ilan edilen, bu unvanlarını da yıllarca devam ettiren Stanford Üniversitesi’nde uzun yıllar öğretim üyesi olarak çalışması, buna ilave olarak da aynı üniversitenin 8 milyon dolar bütçeli bir araştırma merkezini yönetmiş olması törenin zengin içerikli geçeceği müjdesini veriyordu.
Törenin iki önemli konuğuna dair yakın plan bilgileri aktardıktan sonra salona dönelim isterseniz.
Salonda ilk sıra koltuklar doğal olarak protokol üyelerine ve konuklara ayrılmış durumda. Protokol arkasındaki sıralarda ise İnönü Üniversitesi öğretim üyeleri, öğretim görevlileri, araştırma görevlileri ve okutmanlardan oluşan çok sayıda personel yer alıyor. Daha arka sıralarda ise öğrenciler töreni takip ediyor.
Ve salon yukarıdaki fotoğrafta da görüleceği üzere bütünüyle dolu.
Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik konuşmasını tamamlıyor. Kürsüden inerken güçlü bir alkış alıyor.
Ardından Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır konuşuyor, salon yine dolu. Yine alkış.
Vali M. Ulvi Saran çıkıyor kürsüye. Akademisyen kimliğinin de verdiği rahatlıkla irticalen yapıyor konuşmasını. Salon dolu, alkışlanıyor.
Hiyerarşik düzene göre son olarak Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın kürsüye geliyor ve kapsamlı bir konuşma yapıyor. Uzun olmakla birlikte dinlenen ve faydalanılan bir konuşma. Salon dolu, alkışlanıyor.
Protokol konuşmaları bitiyor.
Sıra törenin geleneksel açılış dersinde. Akademik törene en yakışan konuşma başlayacak birazdan.
Açılış dersini, uzun yıllar Stanford üniversitesinde görev yaptıktan sonra geçtiğimiz yıl Koç Üniversitesi Mütevelli Heyeti’nin teklifi ile Türkiye’ye dönen, YÖK ve Cumhurbaşkanı’nın da onayı ile Koç Üniversitesi’ne rektör olarak atanan, Uzay İletişim Bilimleri Oscarı olarak tanımlanan Appleton Ödülü sahibi ve yukarıda kısaca tanıttığımız Prof. Dr. Umran İnan verecek.
Prof. Dr. Umran İnan kürsüye yöneliyor, konuşmasını yapmak üzere.
Konuşmanın çerçevesi tam da öğretim üyelerini, yani akademik personeli yakından ilgilendiriyor: Prof. İnan Eğitim Felsefesi başlığı altında günümüzdeki çağdaş eğitim kuramlarından hareketle ABD, Japonya ve AB üniversitelerinin eğitim-öğretim yaklaşımlarını irdeleyecek.
Şimdi, normali şudur değil mi?
Beklersiniz ki, salondaki akademik personel en çok Prof. Dr. Umran İnan’ın konuşmasına yoğunlaşsın ve dikkatle dinlesin.
Ama hayır.
Protokol konuşmalarını, bir bakıma siyasilerin konuşmalarını takip eden ve alkışlayan akademik personelin çoğunluğu Prof. Dr. Umran İnan kürsüye çıkarken salonu terk ediyor.
Şaşırıyorum. Anlam vermekte güçlük çekiyorum.
On dakika önce Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın üniversitelerin temel işlevlerini yerine getirebilmesi için saydığı 3 temel ilke aklıma geliyor bu sırada. Bu ilkelerden birini Mehmet Aydın hoca ‘Akademik Namus’ olarak tanımlamıştı…
Bizim akademisyenlerimiz…
Politikacıları, iktidarın temsilcilerini alkışladılar. Bilim dünyasına yaptığı katkılar nedeniyle Antarktika’da 2400 metre yükseklikteki bir dağa adı verilen Umran İnan hoca kürsüye çıktığında ise salonu terk ettiler.
Hepsi değil elbette.
Törenin sonuna kadar salonda kalan akademisyenler de vardı. 20–30 kişiydiler. Az da olsa orada olmaları önemliydi ve güzeldi.
Lakin adeta taşra kompleksi kokan ve akademisyen akademisyenin kurdu mudur? sorusunu akıllara getiren bu tutumun en azından meslektaşlarına yaptıkları bir saygısızlık olarak kayıtlara geçmesi de mukadderdi.
TÖRENDEKİ KONUŞMALARIN PROBLEMLİ NOKTALARI
1- Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik de AKP’li politikacıların söylem hastalığına tutulmuş. AKP’lilerin 8 yıllık iktidarlarını Türkiye Cumhuriyeti’nin 80 yıllık geçmişi kıyaslamaları hastalığından söz ediyorum. Rektör Çelik de 33 yıllık İnönü Üniversitesi tarihi bir yana benim 2 yıllık dönemim bir yana diyor. Bu iddiasını temellendirmek için ise, yapılan kapalı alan miktarını örnek gösteriyor. Mevcut teknoloji ile, tünel kalıp sistemi ile bugün kapalı alan yapmaktan daha kolay ne var? Yeter ki paranız ve araziniz olsun. Bir rektör neyle övünmeli ya da neyle övünmemeli? Soru budur.
2- Sırasıyla gidiyorum. Belediye Başkanı Ahmet Çakır, eğitim yapılan, bilim üretilen mekanları kutsadı. Bu mekanların kutsal olduğu anlamına gelen bir şeyler söyledi. Bilimi zırh ile kaplarsanız sorgulayamaz, yanlışlayamaz, tartışamaz ve ilerleyemezsiniz. Bilimi kutsallaştırmak bilimi derin dondurucuya koyarak dondurmaktır. Biri bunu Ahmet Çakır’a anlatsın. Çevresinde anlatacak yetkinlikte kimse yoksa da bu konuda yazılmış çok kitap var. İsterse kendisine ‘Bilim üzerine konuşmadan önce okunacak kitaplar listesi’ hazırlayabilirim.
3- Malatya Valisi M. Ulvi Saran, yukarıda da vurguladım. O bir akademisyen aynı zamanda. Ama konuşmasında İnönü Üniversitesi’nin gelişmesini anlatırken öğrenci sayısını (27 bin) kriter olarak kullanması problemliydi. Ne dediniz siz o konuşmanızda Sayın Saran, ‘Amerika’yı Amerika yapan Harvard’dır’. Eyvallah. Peki Harvard, nasıl Harvard oldu? On binlerce, ya da yüzbinlerce öğrenci kontenjanı ile mi? Hayır. Harvard 10 binden fazla öğrenci almıyor. Yüksek Lisans ve doktora programları ile bu rakam maksimum 18-20 bin oluyor. Ee peki şimdi biz Harvard ile İnönü’nün öğrenci sayısını kıyasladığımızda İnönü Üniversitesi’nin Harvard’dan daha gelişmiş olduğunu mu söyleyeceğiz? Harvard ilk 500’de 1. sırada. İnönü listede değil. Bunları söylerken kentimizin üniversitesini hor mu görüyoruz? Asla. Bütün olumsuzluklara karşın İnönü Üniversitesi Türkiye’de artık önemli ve hatırı sayılır bir pozisyonda. Amacımız, kriterleri koyarken objektif çıktılara ulaşmamızı sağlayacak kriterlerin belirlenmesini sağlamak.
4- Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın, keyifle dinlenen ve bilgiyle donatan konuşmasında Kültürel Farklılık sorununu bölgelerin folklor oyunlarının farklılığı ile izah etmesi indirgemeci bir anlayışın göstergesiydi. Mesele bu kadar basit mi gerçekten?
Bakan Aydın’ın konuşmasında Alman Filozof Martin Heidegger’i referans göstermesi bence sorunluydu. Sorun, Mehmet Aydın Hoca’nın filozofun alıntıladığı sözünde değil elbette. AKP lideri ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugünlerde fena halde dikta uygulamak ya da diktatörlük işaretleri veren uygulamalarla itham edilirken, hükümetin bir bakanının Hitler’e destek veren bir Alman Filozofu’nu referans göstermesi AKP’nin diktatoryal özlemine dair eleştiriler için malzeme vermekten başka şey değildir.
OLAN – OLMAYAN
OLAN: Akademik açılış töreninde bazı akademik personelin taltif edilmesi güzeldi. Çünkü marifet iltifata tabidir. Peki, listedeki herkes bu ödülü hak etti mi? Bu sorunun cevabı için ‘Evet’ diyemiyoruz. Bir başka yazıda gerekçelendirebilirim.
OLMAYAN: Prof. Dr. Ayşe Kafkaslı 18 yıldan bu yana İnönü Üniversitesi’nde hizmet verdi Malatya'ya. Kafkaslı geçtiğimiz günlerde emekli oldu ve Malatya'ya veda etmeye hazırlanıyor. Kafkaslı'nın vedası açılış töreninde yapılacak bir jestle onore edilemez miydi?
DİKKATİMİ ÇEKTİ
Akademik açılış töreninde dikkat çekici unsurlardan biri de Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik'in İsmet İnönü hassasiyetiydi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Hitler benzetmesi sonrası AKP'liler ve AKP destekli bürokratlar için 'adı anılmayayacaklar' listesine giren İsmet İnönü ismi üzerindeki ambargo geçtiğimiz günlerde Ankara'da düzenlenen Malatya Günleri etkinliklerine katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın İsmet İnönü'ye ilişkin yaptığı konuşma ile kalkmış oldu. Hatırlayacaksınız, Malatya Günleri'nde standları ziyaret eden Bülent Arınç burada yaptığı konuşmada Malatya'nın yetiştirdiği ünlüleri anarken başta İsmet İnönü'nün adını anmamış, orada bulunan MEV Ankara Şube Başkanı Ekrem Dernek'in uyarısı üzerine İnönü'ye dair övgü dolu sözler söylemişti. Arınç'ın bu sözleri AKP'li siyasileri ve AKP destekli bürokratların elini rahatlatmış olacak ki, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik İnönü'ye özel bir vurgu yaptı ve İnönü'nün mirasına sahip çıkma konusunda hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğinin altını çizdi.
FOTOĞRAFLAR: Açılış töreninin başlarında salondan görünüm (kaynak:inonu.edu.tr) |