|
MİŞMİŞİSTAN Yaşar KARAASLAN Sevgili büyüğümüz Celal (Yalvaç) amcamız, ekonomik sıkıntıların yaşandığı dönemlerde insanların gerçek kimliğinden (insanı değerlerden) uzaklaştığını anımsatan bir anekdotu sık sık anlatır.
Olay özetle; “1940’lı yıllar. Yani savaş yılları. Yokluk, kıtlık, karne dönemi. Çarşıda-pazarda Hergün bir ahlaksızlık, yetim hakkı yemeler, namussuzluklar. Günümüzün deyimiyle hortumlama-horzumlama- Ali Dibolar konuşuluyor. Çarşı-pazarında günün olayını bağırarak- çağırarak gezen ve sonunu da ağır küfürlerle bağlayan bir “Çarşının delisi” varmış. Delimiz, çarşıda pazarda günün olayını duyurduktan sonra ağır küfürler edermiş.. Örneğin, bir gün ne kadar ahlaksız varsa, ikinci gün ne kadar hırsız varsa, üçüncü gün faizci-tefeci, uğursuz, gaddar varsa ağır küfürler eder dururmuş. Çarşı-Pazar esnafı da DELİ’yi bildiği için ses çıkarmaz hatta günlük nafakasını da kendi aralarında karşılarlarmış. ,
Gel zaman git zaman çarşı delimizin yediği dayaklarla bir gün kafası, bir gün gözü, bir gün ayağı sarılı halde görülmüş daha sonra ise ortadan kaybolmuş bizim çarşının delisi.
Bir müddet sonra ortaya çıkan çarşının delisi yine küfürlü bağırıp çağırmalarına devam etmiş. Bir farkla. Önceden, ahlaksız, hırsız, faizci-tefeci güruhuna değil de, tam tersi yönde yani; Ne kadar ahlaklı varsa, ne kadar dürüst varsa, ne kadar haram yemeyen varsa” diye başlar ve küfürü basarmış. Çarşı delisinin 180 derece dönüşü karşısında meraklanan bazı esnaf, çarşının delisini çağırıp bu değişikliğin nedenini sorarlar.
“Önceden çarşı-pazarımız dürüst ve namuslu esnaf ve ahaliden müteşekkildi. Ama bir gün hırsızdan, ikinci gün namussuzdan, üçüncü gaddardan, dördüncü gün ahlaksızdan dayak yemeye başlayınca aklım başıma geldi. Anladım ki çarşımızda-pazarımızda dürüst ve namuslu esnafımız çok azaldı. Baksanıza bu kadar ağır küfürüme rağmen kimse ses çıkarmıyor. Böylece ben de dayak yemekten kurtulmuş oldum.” diye yanıtlar. Bizim çarşı delisinin yanıtı ise gerçekten düşündürücüdür. Bu anekdotu niye mi anlattım. Son günlerde gündeme getirdiğimiz konulardan rahatsız olan, bazı çarşı-pazar esnafı bizleri dövmeye(fiziksel olarak değil) yok etmeye-karalamaya çalışıyorlar.
Bizleri dövmeye- yok etmeye çalışan bu kesim yaptığımız haberlerin yalan-yanlış olduğunu söylemiyorlar da, niye gündeme getirdiğimizi ve olayın üstüne niye ısrarla gittiğimizi sorguluyorlar.
Aynen yukarıda ki olay gibi.
Peki nedeni? Bir düşünün, bir daha düşünün O zamanlar savaş- yokluk kıtlık vardı!.. Ya şimdi? İnsanlarımızı bu hale getiren!.. Bir taraftan; 8 yılda 21 kişiyi dolar milyarderi yapan Diğer taraftan milyonlarca kişiyi işsiz bırakan İstihdam alanı açacağına, İş alanları yaratarak onurlu şekilde yaşamalarını sağlamak yerine Torba-torba kömür, poşet poşet erzak dağıtan Zihniyet değil mi? Çevrenize bir bakın, hatta ve hatta kendi sektörünüze (Doktor, mimar-mühendis, avukat, esnaf, gazeteci, sanayici, müteahhit, siyasetçi vb… hatta işsiz ) bir bakın yukarıda anlattığımız anekdotun ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz. Acaba suç bu insanların mı? Yoksa ülkeyi bu zihniyetle yönetenlerin mi? |